"Köpekleri kullandılar": İşgal hapishanelerinde tecavüz ve işkence vakaları
Yayımlanan kapsamlı bir soruşturma, siyonist rejimin hapishane ve "gözaltı" merkezlerinde Filistinli esirlere yönelik ağır işkence, cinsel saldırı ve insanlık dışı muamele iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Tanıklıklar, bazı esirlerin askerler ve köpekler eşliğinde cinsel işkenceye maruz bırakıldığını ortaya koyarken, uluslararası hukuk uzmanları bu uygulamaların savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
El Cezire İngilizce'nin özel haberinde, 7 Ekim 2023 sonrası süren "savaş" bağlamında, işgal hapishaneleri ve "gözaltı" merkezlerinde Filistinli esirlere yönelik ağır ihlallerin yaşandığına dair ciddi tanıklıklar yer aldı.
Araştırma, Simon Speakman Cordall ve Awad Jumaa tarafından kaleme alınırken, hayatta kalanlar, eski esirler, Birleşmiş Milletler raporları ve uluslararası insan hakları örgütlerinin belgelerine dayandırıldı.
Rapora göre "gözaltı" ve sorgulama süreçlerinde sistematik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet örüntüsü bulunduğu ifade ediliyor.
Tanıklıklar: Dayak, çıplak bırakma ve cinsel şiddet
Gazze esirlerinin de aralarında bulunduğu tanıklar, "gözaltı" sürecinde ağır dayak, aşağılanma, çıplak bırakılma ve sürekli şiddete maruz kaldıklarını aktardı.
İfadelerde, esirlerin kelepçelendiği, gözlerinin bağlandığı ve uzun süreli sorgulamalar sırasında şiddete uğradıkları belirtildi.
Tanıklar, kendilerine 7 Ekim saldırılarıyla bağlantı kurmaya zorlandıklarını ancak bunu reddettiklerini söyledi.
"Köpekler eşliğinde saldırılar"
Tanık ifadelerinde, bazı kötü muamele ve şiddet olaylarının köpeklerin de bulunduğu ortamlarda gerçekleştiği, bazı vakalarda ise köpeklerin askerlerle birlikte "gözaltındaki" kişilere yönelik kullanıldığı belirtildi.
Muhammed el-Bekri adlı eski bir esir, 10 Nisan 2024 tarihinde yaşadığını belirttiği olayı ayrıntılarıyla anlattı.
El-Bekri, "gözaltında" işkence, dayak ve çıplak bırakılmanın ardından tecavüze uğradığını söyledi.
Ayrıca, yanında bulunan diğer esirlerle birlikte benzer saldırılara maruz kaldıklarını ve bu sırada hem askerlerin hem de köpeklerin çevrede bulunduğunu ifade etti.
Tanık, saldırıların 20 ila 30 dakika sürdüğünü, daha sonra yeniden giydirilip hücrelere geri götürüldüklerini belirtti.
Tanıklar, saldırılar sırasında dini değerlere hakaret edildiğini, işkenceye maruz bırakılan esirlerin yardım çığlıklarının ise alay konusu yapıldığını aktardı.
Raporda, bu iddiaların yalnızca bireysel tanıklıklarla sınırlı olmadığı, Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Af Örgütü ve B'Tselem gibi kuruluşların da "gözaltı" merkezlerinde kötü muamele ve cinsel şiddete dikkat çektiği belirtildi.
Birleşmiş Milletlerin, siyonist rejimi çatışmalarda cinsel şiddetle ilişkilendirilen taraflar listesine dahil ettiği de aktarıldı.
İnsan hakları savunucuları, bu durumun işgalciler arasında "cezasızlık kültürünü" güçlendirdiğini ve yeni ihlallerin önünü açtığını ifade ediyor.
"Sde Teiman" skandalı ve soruşturmalar
Raporda, "Sde Teiman" askeri üssünde yaşandığı belirtilen bir video sızıntısı sonrası 10 sözde güvenlik görevlisinin "gözaltına" alındığı ancak daha sonra sağcı protestoların hedefi haline geldiği belirtildi.
Daha sonra tüm suçlamaların düşürüldüğü, sızıntıyı yaptığı iddia edilen bir subayın ise "tutuklandığı" ifade edildi.
İşgal rejimi sözde Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, video sızıntısını "israile yönelik en ciddi propaganda saldırısı" olarak nitelendirdiği aktarıldı.
BM raportörü: "Amaç insanı yok etmek"
Birleşmiş Milletler raportörü Francesca Albanese, cinsel şiddetin amacının sadece fiziksel zarar vermek olmadığını, aynı zamanda mağduru psikolojik olarak yok etmek olduğunu söyledi.
Raporda, siyonist rejim içinde de bu iddialara yönelik bir bölünme olduğu ancak çoğu vakada "ceza ve yargı" süreçlerinin sonuçsuz kaldığı belirtildi.
Şimdiye kadar hiçbir işgal askerinin Filistinlilere yönelik cinsel saldırı suçlamasıyla kesin olarak mahkûm edilmediği ifade edildi.
Knesset'te 2024'te yapılan bir oturumda, bir sözde milletvekilinin esirlere yönelik cinsel şiddet sorusuna "Eğer HAMAS mensubuysa her şey mubahtır." şeklinde yanıt verdiği aktarıldı.
"Sıradan bir hayatın yıkımı"
"Job" takma adıyla aktarılan başka bir tanık ise "gözaltı" sürecinde cinsel saldırıya uğradığını ve bunun hayatını tamamen değiştirdiğini söyledi.
Tanık, sorgu sırasında kameralarla kaydedilen saldırılara maruz kaldığını ve işkencenin sürdüğünü ifade etti.
Raporda, bu tür iddiaların "bireysel olay" mı yoksa "sistematik uygulama" mı olduğu tartışmasının uluslararası hukuk açısından kritik olduğu belirtildi.
Uzmanlara göre sistematik nitelik kazanması durumunda bu eylemler insanlığa karşı suç kapsamına girebilir.
El Cezire'nin araştırması, işgal altındaki Filistin topraklarında şiddet ve kötü muamelenin arttığı, hesap verebilirliğin ise ciddi şekilde zayıf kaldığı bir tabloya işaret ediyor.
Rapora göre Filistinli esirler, siyasi çözüm ve hukuki denetim eksikliğinin sürdüğü bir ortamda ağır insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. (İLKHA)